Taşın altına koyulacak el aranıyor başlıklı bu yazının ilginç bir hikâyesi var. 2012 yılında, Motorlu Araçlar Teknolojisi bölümünde okuyan ve henüz 16 yaşlarında olan öğrencim Muhammed Yasir Yaman‘ın o dönemde otobil.net sitesinde yayımlanan yazısına yıllar sonra yeniden ulaştım.
Bir meslek lisesi öğrencisinin yıllar önce yerli otomobil, üretim, sanayi ve AR-GE üzerine yazdığı bu metni bugün yeniden okumak oldukça anlamlı. Yazının kaleme alındığı dönemin şartları ile daha sonraki yıllarda Türkiye’de yerli otomobil konusunda yaşanan gelişmeler birlikte düşünüldüğünde, genç bir öğrencinin konuya bakışını gösteren güzel bir arşiv yazısı olduğunu düşünüyorum.
Editör notu: Bu sayfanın giriş bölümü 2019 yılında, Türkiye’nin yerli otomobil girişiminin kamuoyuna tanıtılmasının beklendiği günlerde hazırlanmıştır. Aşağıdaki öğrenci yazısı ise 2012 yılına aittir. Bu nedenle metindeki değerlendirmeler, örnekler ve ifadeler yazıldığı dönemin şartlarını ve yazarının o tarihteki kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
MotorDersi’nde yerli otomobil konusunda daha önce yayımlanan Made in Türkiye, Yerli Otomobil İçin Son Açıklama ve Yerli Otomobil Yeni Fotoğraflar başlıklı eski arşiv yazıları da bu sürecin farklı dönemlerine ait içeriklerdir.
2012 Yılında Bir Meslek Lisesi Öğrencisinin Yerli Otomobil Yazısı
İşte o yıllarda Motorlu Araçlar Teknolojisi alanında eğitim gören öğrencim Muhammed Yasir Yaman‘ın kaleminden çıkan yazı…

Taşın Altına Koyulacak El Aranıyor
Yerli otomobil konusunda atılan adımlar, zeminin kaygan olmasından dolayı patinaj ile sonuçlandı.
Ey zat-ı muhteremler! Gelin yerli bir otomobil yapalım denildiğinde, önce merak edip birkaç “BABA” yanaştı kenara. Sonradan anlaşıldı ki “BABALAR”, “BABALARA GELMEKTEN KORKTU” ve olay yerinden hızla uzaklaştılar. Gördüğüm ve anladığım kadarıyla yerli otomobil mevzusu bu şekilde.
Biz otobil.net ailesi olarak yerli otomobil sürecinde her türlü desteği yazılarımızla kamuoyuna beyan ettik. Her türlü çırpınışta bulunduk. Ama icraat gerekli. Somut adımlar, gerçeğe dayalı fikirler gerekli. Kaleme aldığım onlarca yazının kronolojisini sunuyorum sizlere. Umudun nasıl hayal kırıklığına dönüştüğünü bir kez de benden dinleyiniz.
İlk Yerli Otomobil Yazım
İlk yazımda büyük heyecanlarım vardı. Bir motorcu olarak yerli otomobil kelimesi bile beni zaptı zor hayallere, dizginlenemeyecek umutlara sevk ediyordu. Ben ilk yerli otomobil makalemi kaleme almadan önce Devrim Arabaları‘nı izlemiştim.
Öyle bir şey ki bu; izlediğim filmdeki coşku ve umut parmaklarıma yansıyarak makalemin destana dönüşmesine neden oldu. Destan dediysem ben çok gerçekçi destanlar yazan bir öğrenciyim. Çok eleştirildim, az övüldüm. Belki bu yüzden ikinci yerli otomobil makalesini kaleme aldım.
İkinci Yerli Otomobil Yazım
İkinci makalemde heyecanım, yerini planlamaya, akıllı düşünmeye ve gerçekçi fikirler ortaya koymaya bırakmıştı. O günkü tecrübesizliğimden midir bilinmez, hep yerli otomobilin her an gerçekleştirileceğini düşünüyordum. Devletimiz bu işin üstesinden gelir diyordum. Koskoca devlet dört tekerlekli bir araba üretemeyecek mi diyordum ve heyecanım gitgide köreliyordu.
Üçüncü Yerli Otomobil Yazım
Üçüncü makalemde adeta bir isyan vardı. Kardeşim neler oluyor, biri çıkıp bana izah etsin diyordum. İş adamları devletle masaya oturmaktan çekiniyordu resmen. Elini taşın altına koyacak iş adamı aranıyordu ortalıkta. Ama yoktu böyle birisi.
Rahmetli Sabancı ve Erbakan gibi kişiler bu ülkede ağır sanayi üzerine birçok adım attı. Çiftçilik zihniyeti güdenler bugün tarlalarına gömüldüler. Yanlış anlaşılmak istemem. Tabii ki bir ülkenin tarımı da olacak. Ama bir ülke sadece tarım üzerine kurulmayacak.
Elin Avrupalısına sekiz tır domates satıyoruz. Aldığımız para çok cüzi bir meblağ. Aynı Avrupalı domatesleri yiyerek bize bir tır cep telefonu satıyor ve bir tır cep telefonu, 80 tır domatese denk gelecek fiyatlarda.
Değerli okurlarım, siz bunları okurken biz 15 tır daha domates gönderiyoruz Avrupa’ya… Neden ağır sanayimiz yok? Bakınız Mustafa Kemal Atatürk gibi büyüklerimiz ülke inşasından bu yana hep ağır sanayi üzerine kurulu bir devlet politikasını benimseyen kişilerdi. Peki neden? Çünkü günümüzde en büyük kazanç ağır sanayidedir.
Biz ülke olarak hep dekoratif eşyalar ürettik. Neden bina yapacak teknolojiler üretmedik de hep küçük oynadık? Bizim geçmişte uçak fabrikalarımızda yüzlerce yerli uçak üretildi. Şimdi neden o yerlerde inekler otluyor? Ben bunu sorgularım arkadaş!
Hazırcı Zihniyet
İşte sorumuzun yegâne cevabını bulduk. Hazıra alışmış, üretimden uzak, daima almaya odaklanmış bir tüketici kitlesi olduk. Bunu bize tesis eden yine ülkemizdeki patronlar oldu.
Adamlar yeni bir fabrika kurmak yerine aynı sektördeki bir başka firmayla ortak olup, o firmanın bir temsilciliğini veya fabrikasını ülkemize kuruyor. Ben kazanayım, ülke kazanmasa da olur diyen bir zihniyetle ülke ekonomisi gelişmez. Çünkü dışa bağımlı oluyoruz. Bir ülke ne kadar dışa bağımlı olursa o kadar zayıf ve güçsüzleşir.
Şu an Suudi Arabistan Amerika’dan yıllık 3 milyar dolarlık sigara alımı gerçekleştiriyor. Keza diğer ürünlerde de aynı şekilde.
Bir ülke nasıl kalkınır diye sorarsanız “YERLİ ÜRETİMLE” kalkınır cevabını veririm. Bir ülkeyi nasıl batırırım diyorsanız “DIŞA BAĞIMLI” yapın cevabını veririm sizlere.
Bende cevap çok. Konunun ehemmiyetini anlatmak üzere kafamdaki binlerce örneği arz-ı endam edebilirim. Ama bizim yazmaktan başka ne faydamız oluyor? Buna yakınıyorum…
Babalara Teker Teker Mail Attım
İsim vermeden birilerine yüklenmek istiyorum. Kimi inşaat sektöründe, kimi gıda sektöründe ama hepsini birleştiren ortak nokta PARA.
Dilimi iyice resmileştirdim, üslubumu iyice yumuşattım. Ve her birine “DEĞERLİ BÜYÜĞÜM…” diye hitapta bulundum. Niye hâlâ yerli otomobil üretimine el atmıyorsunuz? Niye hâlâ seyirci koltuklarında oturuyorsunuz? Sahada adam yok, “İZLEYEREK GOL MÜ ATACAKSINIZ?” diye hepsine dert yandım.
Ancak nezaketen de olsa çıkıp biri bile cevap vermedi. Şu cevaba bile razıydım oysa: “BİZ SİZİ ARARIZ.” Ama olmadı. Asla beni dikkate almadıkları için üzülmüyorum; düşüncelerimin, o güzel satırların okunmamasından dolayı büyük üzüntü duyuyorum. Bu vesileyle maille aşındırdığımız kapılar da yüzümüze kapandı.
Devlet Kuracaktı Ama AR-GE Yok
Devlet baktı ki kimse elini taşın altına koymuyor! Biz kuralım diye harekete geçti. Gerekli bakanlıklar ve bütçe hesaplamaları yapıldı. Ve sonunda olay yerinden hızla uzaklaşıldı.
Düşünsenize olimpik bir koşuya katılacaksınız. Yarışın startı 100 yıl önce verilmiş. Siz başlangıç çizgisine geliyorsunuz ve koşmaya başlıyorsunuz. 100 senelik ara hangi azimle kapanır? Ancak yeni teknolojiler ile kendimize kestirme kulvarlar oluşturarak bu arayı kapatabiliriz.
Fakat ülkemiz AR-GE, İNOVASYON faaliyetlerini para ve zaman kaybı olarak yorumluyor. İlk başta bakıldığında evet, zaman kaybı gibi görülebilir. Hatta yıllarca dünyanın parasını yatırdığınız bu faaliyetlerden sıfır sonuç alabilirsiniz. Ama hiç olmadık zamanda bir yenilikle yatırdığınız paraların mislini kazanabilirsiniz.
İşte Avrupa işin idrakine varmış şekilde son parasını AR-GE’ye yatırmakta. Ülkemizde TÜBİTAK kanalıyla AR-GE üzerine yoğunlaşıp yeni teknolojiler ile “YERLİ OTOMOBİL” koşusuna başlayabilir.
Ve göreceksiniz ki “FARKLI BİR KULVARDAN YERLİ OTOMOBİL ÜRETİMİNE GEÇERSEK” bütün bu babalar o zaman akbaba olup üşüşecekler yerli otomobilin başına ve kavga başlayacak: “YERLİ OTOMOBİLİN İHALESİNİ BİZE VERİN!”
Muhammed Yasir Yaman – 2012
Yıllar Sonra Bu Yazının Anlamı
Bu yazıyı bugün değerli kılan noktalardan biri, henüz 16 yaşlarında ve Motorlu Araçlar Teknolojisi alanında eğitim gören bir öğrencinin dönemin yerli otomobil tartışmalarına nasıl baktığını göstermesidir. Metni bu nedenle günümüz şartlarına göre yeniden yazmak yerine, öğrencinin düşüncelerini ve dönemin ruhunu koruyarak yayımlamayı tercih ettim.
Türkiye’nin otomobil üretme düşüncesinin geçmişindeki önemli örneklerden biri olan Devrim otomobiliyle ilgili eski içeriğimizi Devrim Arabasından Resimler sayfasında; MotorDersi’nde yayımlanan diğer otomotiv eğitim içeriklerini ise MotorDersi ana sayfasında inceleyebilirsiniz.
İlk yorumu siz yazın
Konu hakkında görüş, soru veya ek bilgi paylaşabilirsiniz.